Okuma süresi: 3 dk

Çok yakın zamanda bizlerden birini, çok değerli bir bilim insanı olan Prof. Dr. Suzanne Eaton’u kaybettik. Girit’teki bir sempozyum sırasında kaybolduktan sonra onu aramak için günler boyunca el ve gönül birliğiyle yapılan çalışmaları da yakından takip ettim. Altı günün sonunda bedeni bulunduğu zaman maalesef cinayete kurban gittiği anlaşıldı. Bu yazıda odaklanmak istediğim, başlıklarında Suzanne’nin maruz kaldığı şiddete vurgu yapan ve bu şekilde sadece şiddeti yüceltmiş olan gazetelerin yaptığını yapmak değil, Suzanne’nin bilim için yaptıklarına ve diğer özelliklerine dikkati çekmek. O güzel şekilde hatırlanmayı, zihnimizde de yaptığı güzel işlerle kalmayı hak ediyor.

Suzanne de, biz Epistem gönüllüleri gibi doğduğu yerden, iyi bilim yapacağı farklı ülkelere yolculuk etti. Kendisi Kaliforniyalı’ydı, ancak 1993’ten beri Almanya’da bilim yapıyordu. Vefat etmeden önce, Dresden’deki Max-Planck Moleküler Hücre Biyolojisi ve Genetik Enstitüsü’nde grup lideriydi. Aynı zamanda, Dresden Teknik Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyordu. Peki, hangi bilimsel sorular onu heyecanlandırıyordu ve hangi konularda araştırmalar yaptı? Suzanne’nin çalışmaları şu sorulara odaklanıyordu: Dokuların şekil almasında hangi moleküler mekanizmalar işliyor? Örneğin bir sirke sineğinin (Drosophila) kanadının kendine özgü şeklini alabilmesi için hücreler birbiriyle nasıl bir iletişim kuruyor ve bunda hangi moleküller görevli? Bir dokunun gelişimi esnasında tüm hücreler belirli bir düzende hareket etmek ve doğru konumda bulunmak zorunda. Bu organizasyon sayesinde doku veya organ belirli bir şekli koruyup istenilen işlevi gerçekleştirebiliyor. Öyleyse bir hücre, diğer hücrelere göre olan konumunu nasıl ayarlıyor [1]?

Biz bilim insanlarının çocuksu heyecanı ve merakı, bitmek bilmeyen öğrenme isteği çok farklı konulara ve özel yaşama da uzanabilir. Suzanne de müthiş bir bilim insanı olmasının yanı sıra çok iyi bir anne, siyah kuşak bir tekvandocu, piyano ile konçerto çalabilecek kadar iyi bir müzisyen, koşuya tutkuyla bağlı bir atlet ve iyi bir aşçıymış. Onun anısına saygı için Max Planck Enstitüsü’nün hazırladığı bir internet sayfası var [2]. Ailesi, meslektaşları, arkadaşları, öğrencileri ve onu seven herkes Suzanne ile ilgili çok güzel şeyler yazmışlar. İngilizce bilenlerin o sayfayı okumalarını tavsiye ederim. Örneğin kardeşi, Suzanne’nin ölümüyle dünyanın tahmin edilemeyecek kadar çok şey kaybettiğini ifade ediyor.

İnsan bedeninde doğmuş olmak, “insan” olunduğu anlamına gelmiyor. İnsan olma vasıflarına fazlasıyla sahip değerli bir bilim insanının canı, insan olmayla ilgisi olmayan biri tarafından alındı. Biz, çevremize bilgiyi, bilimi, sanatı, müziği ve tüm güzellikleri yaymaktan sorumluyuz. Zihnimizi güzel düşüncelerle, işlerle meşgul tutup onları gerçekleştirmekten de. Her birimiz bu sorumluluğu hissederek hareket etmezsek canımız daha fazla yanmaya devam edecek.

Yazar: Güney Akbalık

Editörler: Baran Koç, Ayşe Akbalık, Bilge San

Kaynakça:

[1] Sedwick, “Suzanne Eaton: The beautiful logic of development,” The Journal of Cell Biology, vol. 202, no. 2, pp. 184–185, 2013.

[2] https://www.mpi-cbg.de/suzanne-eaton/

Görsel Kaynak:

https://neoskosmos.com/en/141232/greek-police-question-last-people-who-saw-american-scientist-suzanne-eaton-alive/