Kaplumbağalar, uzun ömürlü ve sıra dışı vücut yapılarına sahip olmaları nedeniyle pek çok kültürde önemli bir yere sahiptirler. Kaplumbağa ile Tavşan hikayesini hepiniz hatırlayacaksınızdır, bu hikayenin türevi başka kültürlerde de oluşturulup günümüze kadar gelmiştir. Yine çoğu kültürde kaplumbağaların evlerini sırtında taşıyan ve yavaş hareket eden bilge hayvanlar olarak tasvir edildiğini söylersek yanlış olmaz. Peki acaba kaplumbağalar neden dış görünüş olarak günümüzdeki diğer hayvanlardan bu kadar farklılar? Kaplumbağaların neden kabuğu var?

Bu soruyu cevaplayabilmek için önce kaplumbağa kabuğu yapısı ve evrimini anlamamız gerekir. Mesela kaplumbağalar, çizgi filmlerde izlediğimiz gibi kabuklarından çıkamazlar, çünkü kabukları bazı diğer kabuklu hayvanlarda gözlendiği gibi derilerinin sertleşmesi ya da kemikleşmesiyle oluşmaz. Kaplumbağaların kabukları kaburga kemiklerinin ve omurgalarının bir bölümünün genişlemesi ve kalınlaşmasıyla oluşur. Hayallerinizi yıkmak gibi olmasın ama kaplumbağa kabuğu hayvanın evi değil aslında modifiye göğüs kafesidir!

Günümüzde üç farklı kaplumbağa çeşidi mevcuttur: deniz, kara ve tatlı su kaplumbağaları. Kara kaplumbağalarının hepsi kalın ve sert kabuklara sahipken, deniz ve tatlı su kaplumbağalarında kalın kabuk gözlendiği gibi yumuşak kabuklar da gözlenebilir. Yumuşak ya da kalın, bu kabukların hayvanlar için fiziksel koruma görevi gördüğü su götürmez bir gerçektir. Peki fosil kayıtlarına baktığımızda da durum böyle mi acaba? Yani kaplumbağa kabuğu, kaplumbağaların evrimsel tarihi boyunca onları koruma işlevi mi görmüş? Denver Doğa ve Bilim Müzesi’nden Dr. Tyler R. Lyson bu soruyu “Muhtemelen hayır” diye cevaplıyor ve ekliyor “Kaburgaların genişlemesi demek, hayvanlarda solunumun zorlaşması [bunu kaburgalarınızı hareket ettirmeden nefes alıp vermeye çalışarak siz de evde deneyebilirsiniz] ve dolayısıyla hareketin yavaşlaması demek; üstelik öncü kaplumbağa türlerinde şimdiki kaplumbağalarda olduğu gibi tam kabuk gözlenmiyor, öncü kaplumbağaları yassı bir vücuda sahip iri kertenkele görünümlü hayvanlar olarak düşünebilirsiniz”. Öncü kaplumbağalarda kaburgaların genişlemesinin hayvanlara sağlayacağı yarar fiziksel koruma değilse ne olabilir öyleyse?

Bilinen en eski öncü kaplumbağa fosili yaklaşık 260 milyon yıl öncesine ait. Eunotosaurus africanus adı verilen bu fosil türün, kısmi olarak korunmuş örneklerine baktığımızda şimdiki kaplumbağalara göre daha az genişlemiş, fakat yine de yassı kaburga dizilimine sahip olduğu çıkarımını yapabiliyorduk. Güney Afrika’da babasının çiftliğinde oynarken bu fosil türe ait ilk *tamama yakın* korunmuş fosili bulan kişiyse, 8 yaşında bir erkek çocuğu oldu! Bu meraklı çocuğun katkıları sayesinde Dr. Lyson ve arkadaşları 2016’da bir çalışma yürüttüler ve yukarıdaki vücut formu bilgilerine ek olarak Eunotosaurus africanus’un ön ayaklarının arka ayaklarına göre çok daha gelişkin olduğunu, kuvvetli bir kuyruğa sahip olduklarını ve hatta fosilleşen gözlerini inceleyerek de hayvanın zayıf bir görüş kabiliyetine sahip olduğunu ileri sürdüler. Tüm bu bulguları şimdi hep beraber birleştirelim: yassı bir vücut, yavaşlamış hareket, az görme kabiliyeti, kuvvetli ön kollar… Dr. Lyson ve arkadaşlarına göre tüm bu bulgular öncü kaplumbağaların iyi birer kazıcı olduğuna işaret ediyor. 260 milyon yıl önce Güney Afrika’nın iklim koşulları ele alındığında hayvanların muhtemelen sıcaktan korunmaları gerekiyordu, güçlü ön kollarıyla çukur kazıp içerisine girip havanın serinlemesini beklemeleri gerekiyordu. Yassı vücutları muhtemelen kazdıkları çukurlara daha rahat girebilmeleri için avantaj sağlıyordu. Ömrünün uzunca bir kısmını çukurlarda geçirecek hayvanlar için keskin görme kabiliyeti ve hız da çok gerekli değildi.

Şimdilik tüm bulgular Dr. Lyson ve arkadaşlarının savlarını destekliyor, kaplumbağaların kabukları onları fiziksel etkilerden korumak için evrimleşmemiş gibi gözüküyor. Sonuç olarak şimdiki kaplumbağa türleri için kabuklar koruma görevi görse de kaplumbağa kabuğunun orijini başka sebeplere dayanıyor!

Biliyor musunuz, kuşların tüyleri de uçmalarını kolaylaştırmak için evrimleşmedi, ama şimdiki uçabilen kuşlarda tüylerin uçma aerodinamiğine katkısı çok büyük! Hadi bu da başka bir yazının konusu olsun

Yazıyı bitirmeden önce 8 yaşında bilime yaptığı katkılardan dolayı Güney Afrikalı genç bilimciye teşekkür etmek ve çocuklarımızı merak etmeye teşvik etmekten vazgeçmememiz gerektiğini hatırlatmak isterim.

Yazan: Fatma Gözde Çilingir

Kaynaklar

Denver Museum of Nature & Science. (2016). Researchers discover real reason why turtles have shells. 19 Ocak 2018 tarihinde https://phys.org/news/2016-07-real-turtles-shells.html bağlantısından indirildi.

Lyson, T. R., Bever, G. S., Scheyer, T. M., Hsiang, A. Y., & Gauthier, J. A. (2013). Evolutionary origin of the turtle shell. Current Biology, 23(12), 1113-1119.

Lyson, T. R., Rubidge, B. S., Scheyer, T. M., de Queiroz, K., Schachner, E. R., Smith, R. M., Botha-Brink, J. & Bever, G. S. (2016). Fossorial origin of the turtle shell. Current Biology, 26(14), 1887-1894.

Sample, I. (2010). Feathers of earliest birds ‘would not have supported flight’. 19 Ocak 2018 tarihinde https://www.theguardian.com/science/2010/may/13/early-birds-feathers-not-for-flight bağlantısından indirildi.