“Bir dahaki sefere televizyonda izlenecek hiçbir şey olmadığından şikayet ederseniz, daima evrenin doğuşunu izleyebileceğinizi unutmayın”

 1965‘te, Arno Penzias ve Robert Wilson, New Jersey’deki Bell Laboratuvarları’nda bulunan büyük bir iletişim antenini kullanmaya çalışıyorlardı, ama sürekli bir arka plan gürültüsünden rahatsız olmuşlardı. Bu, herhangi bir deneysel çalışmayı imkansız kılan sürekli, buharlı bir tıslamaydı. Her mevsim, gece ve gündüz her yerden gelen odaklanmamış bir gürültüydü. Bir yıl boyunca, genç gökbilimciler, gürültüyü izlemek ve ortadan kaldırmak için düşünebilecekleri her şeyi yaptılar. Her elektrik sistemini test ettiler. Aletleri, kontrol devrelerini, sargılı telleri yeniden inşa ettiler. Süpürgeler ve ovma fırçaları ile çanak içine tırmandılar ve daha sonra “beyaz dielektrik materyal” veya daha yaygın olarak kuş pisliği olarak bilinen şeyi dikkatlice temizlediler. Denedikleri hiçbir şey işe yaramadı.

Princeton Üniversitesi’nde sadece otuz mil uzakta, Robert Dicke liderliğindeki bir bilim grubu, onların kurtulmak için gayret sarf ettikleri şeyi bulmaya çalışıyorlardı.” Princeton’lu araştırmacılar, Rus doğumlu astrofizikçi George Gamow tarafından 1940’larda önerilen bir fikri izliyorlardı: Uzayda yeterince uzağa bakarsanız, Büyük Patlama’dan geriye kalan kozmik arkaplan radyasyonunu tespit edebilirsiniz. Gamow, radyasyonun kozmosun uçsuz bucaksızlığını geçtikten sonra Dünya’ya mikrodalgalar şeklinde ulaşacağını hesapladı. Daha yeni bir makalede, bu mikrodalgaları algılayabilecek aleti bile önerdi: Holmdel’deki Bell anteni. Ne yazık ki, ne Penzias ve Wilson, ne de Princeton takımlarından herhangi biri, Gamow’un makalesini okumuştu. Penzias ve Wilson’ın duydukları ses, tabii ki, Gamow’un bahsettiği gürültülerdi. Evrenin gözlemlenebilen en uç noktasını 90 milyar trilyon mil uzakta bulmuşlardı. İlk fotonları, yanievrenin en eski ışığını “görüyorlardı”. Zaman ve mesafe ışığı Gamow’un öngördüğü gibi mikrodalgaya dönüştürmüştü.

Gürültüye neden olan şeyden habersiz olan Wilson ve Penzias, Dicke’yi aradı ve bir çözüm önerisinde bulunabileceği umuduyla sorunlarını açıkladı. Dicke, iki gencin ne bulduğunu anladı. Telefonu kapattıktan sonra meslektaşlarına “Eh beyler, sanirim boynuz kulağı geçti” dedi. Kısa süre sonra Astrofizik Dergisinde biri Penzias ve Wilson tarafından deneyimlenen tıslama sesini, diğeri ise Dicke tarafından bu gözlemin doğasını açıklayan iki makale yayınlandı. Penzias ve Wilson her ne kadar kozmik arkaplan radyasyonunu araştırmamış, bulduklarında ne olduğunu anlayamamış ve özelliklerini herhangi bir makalede açıklamamış olsalar da, 1978 Nobel Fizik Ödülü’nü aldılar. Princeton araştırmacılarına ise sadece sempati duyuldu. New York Times’da evrendeki en eski ışığa dair bir haber yayınlanana kadar,  buldukları şeyine önemini ne Penzias, ne de Wilson anlayabildi.

Bu arada, kozmik arka plan radyasyonundan kaynaklanan rahatsızlık, hepimizin yaşadığı bir şeydir. Televizyonunuzu çekmeyen herhangi bir kanala ayarladığınızda gördüğünüz karıncaların yaklaşık yüzde 1’i, Big Bang’in bu eski kalıntılarıdır. Bir daha televizyonda izlenecek hiçbir şey olmadığı konusunda şikayet ederseniz, daima evrenin doğuşunu izleyebileceğinizi unutmayın.

 

Kaynaklar

  • Overbye, Dennis. Lonely hearts of the cosmos: the story of the scientific quest for the secret of the universe. McMillan, 1991.
  • Penzias, Arno A., and Robert Woodrow Wilson. “A measurement of excess antenna temperature at 4080 Mc/s.” The Astrophysical Journal142 (1965): 419-421.
  • Bryson, Bill, and Richard Matthews. A short history of nearly everything. Vol. 33. New York: Broadway Books, 2003.