Okuma süresi: 7 dk

Şu an bulunduğun yere gelene kadar gittiğin okullardan, aldığın eğitimden bahseder misin? Ne gibi bilimsel çalışmalar yaptın?

Eğitim hayatıma SEKA kâğıt fabrikasının İzmit’teki ilköğretim okulunda başladım. Ardından, anadolu (ortaokul seviyesinde) ve fen lisesi programlarında okuma imkânı buldum. Lisans eğitimimi İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Kimya Mühendisliği ve (ikinci dal olarak) Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümlerinde tamamladım. Lisans boyunca, üniversitede (ve sektörde) sentetik polimerler, kök hücreler ve biyolojik yollarla atık temizleme gibi çeşitli konular üzerine çalışan laboratuvarlara dahil oldum. Ardından Koç Üniversitesi’nin Malzeme Bilimi ve Mühendisliği lisansüstü programında okurken yüzey bilimi üzerine uzmanlaştım. Tez çalışmalarım kapsamında, karbon-bazlı nanotüpler ve polimerler kullanarak çok katmanlı nanokaplamalar tasarladım. Aslında nanotüplerin antibakteriyel özelliklerini araştırmak üzerine bir tez konusu önermiştim. Fakat imkânlar yetersiz kalınca ilerleyememiştim. Nanyang Teknoloji Üniversitesi’nde yayınlarını takip ettiğim ekibe dahil olunca, yarım kalan araştırmama doktorada devam ettim. Sadece, nanotüpler yerine kurşun kalem ucunun temel malzemesi olan grafitin nanoboyutlu halinin (grafen) antibakteriyel özelliklerine odaklandım. Daha sonra Nanyang Çevre ve Su Araştırmaları Enstitüsü’nde atık sulardan metan gazı toplamak ve su filtrelemek gibi uygulamalar için membran üretimi üzerine yoğunlaştım. Bir süredir Sidney Üniversitesi’nde ilgili konular üzerine çalışmayı sürdürüyorum.

Bilimi seçmende seni etkileyen ve ilham aldığın bir kişi, bilim insanı, kitap veya olay var mı? Seni heyecanlandıran, motive eden şeyler neler?

Etraflı bir irdeleme süreci sonucunda fen bilimi ve mühendisliğe karar kıldığım için özel olarak ayırabileceğim bir kişi yahut kitap ismi vermesem daha doğru olur. Ortaokulun ortalarına kadar, sosyal bilimlere yahut edebiyata doğru yönleneceğimi düşünüyordum. Fakat canlılığın ne manaya geldiğine ciddi ciddi kafa yorduğum ve evrim üzerine ne bulsam okuduğum bir dönemim oldu. O süreçte, “kendiliğinden yapılanma” olgusu ile tanışıp çok heyecan duyduğumu hatırlıyorum. Fen ve mühendisliğin içine çekilmemin fitilini bu kavramla tanışmamın ateşlediğini düşünüyorum. Halihazırda da bu kavramın çevresinde dolanan konularla ilgili çalıştığımı söyleyebilirim. Beni en çok neyin güdülediğini ise tam olarak anlamış değilim. Galiba zamanla değişkenlik gösteriyor. Fakat bilim ve mühendislikten aldığım zevkin önemli bir payı olduğunu sanıyorum.

Yepyeni bir alana dair bir şeyler öğrenmen gerektiği oluyor mu? Oluyorsa ne sıklıkta oluyor ve bu yeni öğrenme sürecini verimli hale getirmek için uyguladığın yöntemler var mı?

Geniş bir alanda araştırma yaptığım için hemen her gün yeni şeyler öğrenmem gerekiyor desem abartmış olmam. Üretken, kalabalık ve ortak çalışmaya yatkın ekiplerle çalışıyorum ve uzmanlaştığım konulara sıkça ihtiyaç duyuluyor şansıma. Bu sebepten, çoğu zaman en az 4-5 ayrı konuda aynı anda çalışmam gerekiyor. Projeler de ortalama olarak 6 ay ile 1 sene arasında tamamlanıyor (malzeme bilimi/mühendisliği çalışmalarında). Bu hıza yetişmek için de çok çeşitli yöntemler geliştirdim doğal olarak. Fakat en önemlisi çok sistematik bir okuyucu ve biriktirici olduğumu söyleyebilirim. Ve tabi ki düzenli yazma alışkanlığı da geliştirdim. Sanıyorum çoğu araştırmacıdan daha fazla okuyor ve yazıyorum. Öğrenmeyi en verimli kılan adımın özgün yazı yazma olduğunu düşünüyorum.

Bugüne kadar çalıştığın enstitü/üniversite/araştırma grubu gibi kurumlarda seni daha ileriye taşıyıp önünü açan veya bunun tam tersi olarak senin motivasyonunu kıran faktörler var mıydı? Bilim yaptığın çevrenin sana ve yaptığın çalışmaya olan etkisinden bahseder misin?

Mali kısıtların, sabırsız araştırmacıların ve egosu kabarık kişilerin hevesimi kırdığı zamanlar oldu. Ve fakat böylesi olumsuzlukları görmezden gelmeyi ve hatta olabildiğince üretkenliğimi tetiklemek için bir gerekçe olarak değerlendirmeyi öğrendim sanıyorum. Hevesli gençlerle etkileşmek ise beni en çok ileriye götüren itici güç olmuştur.

Üniversite düzeyinde eğitmen/araştırmacı olarak çalışmayı düşünenlerin sahip olması gereken belirli özellikler olduğunu düşünüyor musun?

Biraz beylik bir laf olacak fakat meraklı ve istekli olmak sanıyorum ki en önemli iki gereklilik. Düzenli ve sabırlı kişilerin de akademik ortamlarda, en azından uzun vadede, öne çıktığını düşünüyorum.

Zamanda geri gidebilseydin, liseyi bitirmek üzere olan kendine ne tavsiye ederdin? Pişman olduğun/iyi ki yapmışım dediğin şeyler neler?

Kendime tavsiye: “İyice unutmadan Almancayı tazelemeni ve geliştirmeni öneririm. Bak sonra çok pişman olursun!”

Kendime aferin: “Çift anadal programına dahil olma kararını iyi ki erkenden almışsın.”

Lisans ve lisansüstü eğitimde keyifli bir öğrencilik geçirmek ve süreçten olabildiğince fazla yararlanabilmek için öğrencilere önerebileceğin pratik yaklaşımlar var mı?

Her gün en az bir adet makaleyi ayrıntılı olarak okumalarını, onlarca makaleyi gözden geçirmelerini, sınıflandırmalarını ve de düzenli olarak yazmalarını öneririm.

Akademik hayatının bir kısmında veya uzun süreli yurtdışında yaşadıysan gurbete nasıl alıştın? Farklı kültürlerle tanıştıktan sonra değişen bir düşüncen/alışkanlığın oldu mu?

Altı yıldan fazladır yurtdışında yaşıyorum. Ancak, ne derece gurbet olarak değerlendirmeli kestiremiyorum. Gurbet, bir olgu olarak, artık eskisi gibi değil. İletişim imkânlarının genişlemesi o gurbetlik denen hissi bastırıyor sanıyorum. Bir de Anadolu tadında yoğurt ve ekmek yapmayı öğrendim. Evine gidemediğinde, evini kendisine getirmenin bir yolunu buluyor insan sanıyorum. Alışmayı kolaylaştıran bir çözüm bu galiba.

Farklı kültürlere tanışma ve buna alışma meselesi ise yurtdışında yaşamanın en öğretici kısmı gibi geliyor bana. Bunun dönüştürücü bir etkisi olduğunu da düşünüyorum. Misal, Asya-Pasifik ülkelerinin hâkim kültürel öğelerine sıkça maruz kalmanın düşünsel anlamda biraz daha esnekleşmeme yol açtığını gözlüyorum. Artık olumsuzlukların olumlu sonuçlarını daha rahat görebildiğimi ve çok olumlu görünen kimi meselelerin dahi beni pek de fazla heyecanlandıramadığını söyleyebilirim. Asya’nın, bütün hızına ve stresine rağmen, beni dinginleştirdiğini söyleyebilirim. Bir de artık çubuğun çataldan daha işlevsel olduğunu düşünüyorum.

Bu sorulara verdiğin yanıtlar dışında, bilimle uğraşmak isteyen genç öğrencilere söylemek istediklerin, onlara fayda sağlayacağını düşündüğün ve paylaşmak istediğin deneyimlerin var mı?

Her zihin yapısına ve herkesin mevcut koşullarına uygunluk gösterecek önerilerde yahut faydalı deneyim paylaşımlarında bulunmak zor. Fakat, fen ve mühendislik ve matematik ile sosyal bilimler ve hatta sanat ve spor dalları arasında kesin çizgiler çizmemelerini öneririm. Kaldı ki, ilgi ve bilgi havuzlarını ne kadar geniş tutarlarsa, o nispette farklı ve kanımca zevkli ufuklar önlerine açılabilir. Günün sonunda, tutkuyla bağlandıkları soruların peşinden koşacakları ve uzmanlık alanlarına odaklanacakları (yahut buna mecbur kalacakları) bir zaman gelebilir. Fakat, en azından o ana kadar geniş açılı kalmalarını öneririm.

Bilimle beraber yürüttüğün, zaman harcadığın ilgi alanlarından bahsedebilir misin? Bilimsel perspektifini etkileyen hobilerin oldu mu?

Şiir okuyor ve yazıyorum. Şiir dünyaya bakışımı şekillendirdi, şekillendiriyor ve bilimi de bundan ayrı tutmam pek mümkün değil. Bilimsel yazı yazma becerimin gelişmesinde de şiirin büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, uzunca bir süre müzik aleti yapımı ile ilgilendim. Alet kullanımının ve üretim süreci tasarlamanın ne kadar önemli olduğunu atölyede çalışırken öğrendiğimi sanıyorum. Genel olarak bilimsel perspektifimi olmasa da, laboratuvarda çalışma perspektifimi bir atölyede çalışmış olmanın oldukça etkilediğini düşünüyorum.

 

Fotoğraf: Yang Yuan

İllüstrasyon tasarım: Mehlika Hilal Kırca