Okuma süresi: 3 dk

Dün, 12 Şubat 1809 tarihinde doğmuş olan, evrim teorisinin bir hipotez olmaktan çıkıp teori haline gelmesine katkılarından dolayı adını hepimizin bildiği doğa bilimci Charles Darwin’i yad etmeye ayrılan “Darwin günü“ idi.

Darwin, çok sevdiği deniz omurgasızlarını araştırmak için tüm Dünya’yı dolaşacağı 5 yıllık bir deniz seferine çıkmıştı. Hem gittiği bölgelerin jeolojisini, hem topladığı fosilleri, hem de gözlemlediği canlı hayvanları inceleyip kategorize ederek vardığı sonuç, türlerin binlerce nesil boyunca doğal seçilim sayesinde birbirlerinden farklılaşmasının dünyadaki tür çeşitliliğini mantıksal olarak açıklayabileceği yönündeydi.

Darwin 1859 yılında Türlerin Kökeni kitabını bastıktan sonra, bilimle ilgilenme şansı olan halkın kalburüstü kesimi, evrim teorisine ikna olmuştu. Evrimin dinle çeliştiğini düşünen bazı fikirler ortaya çıksa da, İngiltere Kilisesi’nin çoğunluğu dahi bu iki kavramın birbirini dışladığını düşünmüyordu.

Dünyanın yavaş yavaş globalleştiği, biyoloji ve genetik bilimlerinin büyük bir ivmeyle gelişmeye başladığı ve laboratuvar tekniklerinin şimdiki hallerinin temellerinin atıldığı 1930-50’li yıllarda ise, evrim teorisi hakkında ilk moleküler kanıtlar elde edilmeye başlandı. Bundan sonra bilim çevrelerinde evrime şüpheyle bakan kimse kalmamıştı.

Evrim teorisi, dönemin insan merkezli bakış açısını derinden sarsması ile, ortaya çıktığı andan beri çok tartışıldı. Aslında evrimsel düşünce, Antik Yunan, Roma İmparatorluğu, Ortaçağ İslam filozofları arasında da süregelen tarihi bir düşünceydi, fakat biyoloji bilimi o zamanlar bu kadar gelişmemişti. Darwin’inkine en yakın hipotez, 1809 yılında bastığı Zooloji Felsefesi adlı kitabıyla Jean-Baptiste Lamarck’tan gelmişti. Fakat Lamarck, türlerin uzun bir zaman diliminde birbirinden dallanarak ayrıldığını değil, açıklayamadığı bir yaşam gücüyle bir “sinir akışkanı”ndan yavaş yavaş karmaşıklaştığını düşünüyordu. Ayrıca ebeveynlerin yaşam deneyiminin de çocuklara geçtiğini düşünüyordu. Lamarck’tan sonra, cerrah William Lawrence da 1810’larda insan evrimine dair hipotezlerini sunduğu iki kitap bastı. Hatta birini eleştirilerden sonra basımdan geri çekmek zorunda kaldı. Bu kitaplarda, insanlar ve hayvanlar arasındaki benzerliklere dikkat çekiyordu. Seçici çiftleşmenin insanlarda da aynı hayvan ve bitkilerde olduğu gibi bazı tür karakteristiklerini izole edebileceğine işaret ediyordu. Böylece evrimsel felsefenin içine insanları da alıyordu.

Darwin’in evrim teorisini ortaya atmasını sağlayan en önemli özelliği meraklı olmasaydı. Hayatının sonuna kadar canlılar üzerinde gözlemler yaptı ve bu gözlemleri en ufak ayrıntılarına kadar not etti. Darwin, zamanını bitki ve böcek örnekleri toplamaya harcayıp, Tıp fakültesiyle yeteri kadar ilgilenmemesine babası kızdığı için köy papazı olması amacıyla Edebiyat Fakültesine yazdırılan, meraklı bir insandı. Bilim insanları da onu bu merakını takip etmesinden dolayı takdir ediyor.

Bu yazıyla, Darwin gününüzü biz de kutlayalım istedik. Son olarak söyleyelim, bilimin güzelliği, bilimin değişebilen ve gelişen bir olgu olmasından kaynaklanır. Darwin ne ilk evrim bilimcidir, ne de gelmiş geçmiş en iyi evrim bilimcidir. Üzerine kanıtların eklenebildiği devasa bir hipotez inşa ettiği için ona buradan teşekkür ediyoruz. Bilimle kalın!

Yazar: Bilge San
Editörler: Arzu Uyar, Gizem İnak, Nazlı Ayhan

Kaynakça:
https://www.britannica.com/science/Lamarckism

Wells, K. D. (1971). “Sir William Lawrence (1783-1867): A study of pre-Darwinian ideas on heredity and variation”. Journal of the History of Biology. 4 (2): 319.

https://www.darwinproject.ac.uk/commentary/religion/darwin-and-church

Görsel: Pixabay (https://pixabay.com/photos/darwin-natural-history-museum-623194/), lisans paylaşıma açık