Kategori: Çevre

Prof. Dr. Talat Çiftçi tarafından yazılan bu yazı, Bloomberg Businessweek Türkiye'de 30 Ağustos 2020'de yayımlanmış olup dergiden alınan izinle epiSTEM'de paylaşılmıştır. Kendilerine teşekkür ederiz.

Merhaba Greta,
İstanbul’dan sana sevgi ve selamlar. Son dönemde yaşanan trajikomik olaylar bana seni hatırlattığı için bu mektubu yazıyorum. Çevre konusunda faydalı olacağını düşündüğüm bir önerimi de seninle paylaşmak istiyorum.

İsmini ilkin Fridays for Future (kısaltmasıyla FFF, yani Gelecek için Cuma Günleri) hareketine katılan İsveçli dostlarımdan duymuştum. Geçen yıl eğitimine ara vererek küresel bir gelecek bilinci oluşturmaya çalışmanı çok takdir ettim. Bilimsel verilere dayalı ve duygulu konuşmalarını izledim. Gençlerin bakışı ile iklim tartışmasına yeni bir boyut getirdin. Pek çok ülkeden gençlerin cuma günleri gösterilere katılmasına öncülük ettiğin için de seni kutlarım.

İnsanların stratejik adımlarını tanımlayan Yaşamsal Satranç adlı bir kitap yazmıştım. Hepimizin yaşam boyunca çevresindeki varlıklarla ilişkileri sırasında yaşamsal bir satranç oynadığını düşünüyorum. Yaptığın etkili hamlelerden dolayı, senin satrançtaki vezir kadar güçlü bir oyuncu olduğunu düşünüyorum.

Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden Kovarlar!

Amerika’da yaptığın konuşmaların bilimsel verilere dayalı olmasına rağmen, ne yazık ki bazı ön yargılı insanlar seni anlamak istemedi. Başkan Trump gibi bazı liderler seni küçümsedi, hatta seni felaket tellalı bir kâhin olarak tanımladılar.

Bizde “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” diye bir atasözü var. Tarih böyle örneklerle doludur. Galileo ve Dr. Semmelweis’in başları da doğru söyledikleri için belaya girmişti.

Kâhin denildiğinde, çoğu insan falcı ve sihirbazları düşünüyor olabilir. Oysa benim aklıma hep Eski Mısır’ın akıllı kâhinleri gelir. Çevresine hayat veren Nil Nehri, Etiyopya’daki Muson yağmurları ile beslenir ve yatağından taşarak gelecek yılın tarımsal üretimini beslerdi. Taşma dönemini ve miktarını tahmin edebilmek yaşamsal öneme sahipti. Nehrin çeşitli yerlerinde yapılan seviye ölçümlerini kullanan kahinler, Nil’in ne zaman taşacağını bilimsel yaklaşımla öngörmeye çalışırlardı. Gelecek yıl darlık olacağını tahmin edebilmek, kıtlığa karşı önceden hazırlık yapma fırsatı verirdi. Ayrıca tarımsal vergi gelirleri de önceden hesaplanırdı.

Roman ve filmlerde gelecek kavramı hayal gücünü zorlamayı gerektirir. Gerçek dünyada ise öngörüler için ciddi hesapların yapılması gerekir. 17’nci yüzyılda Hollanda’da vatandaşlara satılan ömür boyu gelir poliçeleri buna ilginç bir örnektir. Alınacak ücret ve ödenecek emekli maaşlarını belirlemek için müşterilerin ortalama yaşam sürelerinin tahmin edilmesi gerekmişti. Bu maksatla kiliselerdeki doğum ve ölüm kayıtlarından yararlanarak hesaplar yapıldı.

20’nci yüzyıla gelindiğinde, pek çok ülkede uzun vadeli bilimsel öngörü çalışmaları başlatıldı. Belki duymuşsundur. 1970’lerde gerçekleştirilen gelecekle ilgili kapsamlı bir çalışma, 2000’li yıllarda dünyanın hangi sorunlarla karşılaşacağının işaretlerini vermişti. Seçkin uzmanlar tarafından yapılan bu çalışmanın sonuçları, 1972 yılında Ekonomik Büyümenin Sınırları adlı bir kitapta yayınlandı. Nüfus ve tüketimin devamlı artması durumunda 21’inci yüzyılda yaşanacak sorunlar için olası senaryolar tartışıldı. Örneğin 2000’li yıllarda nüfusun 6 milyara ulaşacağı o zaman öngörülmüştü. Bir üniversite öğrencisi olarak, bu kitap bende gelecek ve çevre konularına ilgi uyandırmıştı.

Kitaptaki öngörülerin gerçekleştiği görüldükten sonra, bu çalışmanın değeri anlaşıldı. Kitap, 2004 yılında güncellenerek yeniden yayınlandı. Zaten 2000’li yıllarda küresel iklim değişikliği gündemdeki yerini almıştı. Günümüzde uluslararası konferanslarda küresel ısınma ve karbondioksit artışını engellemeye yönelik önlemler tartışılıyor.

Çağdaş bilimsel kâhinler, gelişmiş ölçüm teknikleri ve matematik modelleri kullanarak meteoroloji gibi karmaşık sistemlerde başarılı öngörüler yapıyor. Yapay zeka programları ile borsadaki hisse senetlerinin gelecekteki değerlerini tahmin ediyor.

Üstteki grafikte, buzul çağının sonunda gerçekleşen sıcaklık artışı ve özellikle de son 2 bin yıllık soğuma dönemi oldukça net bir şekilde görülüyor. Alttaki grafikte de sanayi devriminden sonra insan eliyle gerçekleşen hızlı sıcaklık artışı var.

Küresel sıcaklıktaki küçük oynamaların insanların, hayvanların ve bitkilerin dengelerini etkilediğini biliyoruz. Örneğin 14’üncü ve 18’inci yüzyıllar arasında Küçük Buzul Çağı olarak isimlendirilen dönemde Avrupa’da 2 santigrat derece kadar sıcaklık azalmaları görülmüştü. Bu dönemde tarımsal üretimin azalması sonucunda kıtlıklar yaşandı. Eş zamanlı olarak görülen Kara Ölüm, milyonlarca insanın kaybedilmesine neden oldu.

Son iki yüzyılda yaşanan sıcaklık ve atmosferdeki karbondioksit artışları tarihte örneği olmayan tempoda bir değişime işaret ediyor. Sıcaklık yaklaşık 1,5 derece santigrat yükselirken karbondioksit oranı da 1800 yılındaki 280 ppm’den günümüzde 415 ppm’ye ulaştı. Bu hızlı artışların engellenememesi durumunda doğadaki dengelerin bozulacağı ve dünyada yaşamın zorlaşacağı tahmin ediliyor. Görülmeye başlanan çevre felaketlerinin sıklaşması ve kıtlıklar bekleniyor. Bu da bizi ikinci konuya getiriyor.

Bir Musibet Bin Nasihatten Yeğdir!

Sevgili Greta,

Sana ilginç bir olaydan bahsetmek istiyorum. Sen enerji tüketimi neticesinde atmosferde birikmeye devam eden karbondioksite işaret ediyordun. Hatta uçak ile seyahat etmenin atmosfere verdiği zararı vurgulamak için Amerika’ya bir yelkenli ile gitmiştin. Orada ısrarla “Evimiz yanıyor” diyordun. Bu ikazını önemsemeyenler, bu yangının sönebileceğini Korona virüsü salgını sırasında öğrendi. Biz bu durum için “Bir musibet bin nasihatten yeğdir” deriz. İkaz edilince dinlemeyenler, ancak başlarına bir bela gelince durumu anlayabilir.

Çoğu insanın hayatını kaybetmesine neden olan Korona virüsünün seni ve babanı da etkilediğini duymuştum. Umarım şimdi iyisindir. Bu salgın sırasında beklenmedik bir gelişme oldu. Senin tavsiye ettiğin pek çok önlem, bu salgın sırasında gerçekleşti.

Korona Virüsü Bu Yangının Sönebileceğini Gösterdi!

Neredeyse bütün uçak ve gemi seferleri durduruldu. Çoğu fabrikanın bacası tütmedi. AVM’ler kapandı. Kısacası enerji tüketimini azaltan küresel bir deney gerçekleşti. İstanbul, Los Angeles, Delhi ve Pekin gibi büyük şehirlerde insanlar havanın temizlenebildiğine şahit oldu. Karbondioksit salınımı azaldıkça gökyüzü daha da mavileşti.

Uzun iş seyahatleri ve dev ofis binaları olmadan da hayatın devam edebildiği görüldü. Toplantılar ve eğitimler uzaktan yapılabildi. Büyük şehirlerde saatlerce trafikte kalmanın yarattığı stresten kurtulduk. Tasarruf edilen zaman aile ve hobiler için ayrıldı. Nelerden vazgeçebileceğimizi düşünmeye başladık.

Salgın sırasında dünya tarihinde bir ilk de yaşandı. Yılın başında 63 dolar seviyesinde olan Texas petrolünün varil fiyatı düşmeye başladı. 20 Nisan 2020’de inanması güç, hatta komik bir olay yaşandı. Üretilmeye devam eden petrole alıcı çıkmamasına rağmen kuyulardan akışı durdurmak mümkün olmadı. Sonunda petrol alacaklara 37 dolar ödeme yapılması teklif edildi. Bu olayı aşağıdaki grafikte görebilirsin.

 

Kaynak:https://www.statista.com/statistics/326017/weekly-crude-oil-prices/

Elbette ki üstüne 37 dolar ödenerek petrol satılması tarihi bir anormallikten ibaretti. Ancak önemli olan, salgın nedeniyle de olsa tüketimin azalmasıydı. Petrol tüketimi azalırken, bisiklet kullanımı ve talebi artıyor. Bisiklet üreticileri siparişlere yetişemiyor. İnsanlar çevre için bir şeyler yapabileceklerini görmüş oldu.

Şimdi petrol fiyatı tekrar yükselerek 42 dolar civarına erişmiş bulunuyor. Ama bu süreçte büyük şehirlerde yaşayan insanlar temiz hava solumanın tadını aldı. Marmara’da ve Boğaz’da yunuslar daha sık görülmeye başladı. Şimdi insanlar bu yaşadıklarının değerini tartışıyor.

Kuşkusuz, salgının çevreye etkisi çok kısa vadeli olabilir. Ancak artık geleceği konuşurken bu dönemde öğrendiklerimizi unutmayacağız. Demek ki başka türlü bir yaşam mümkünmüş. Kim derdi ki bir virüs senin gösterdiğin istikamette bir değişimin yaşanmasına neden olacak?

Salgın sırasında ne yazık ki sorunlar da oldu. Maske, kolonya ve dezenfektan tüketimi arttı. Bilinçsiz bir şekilde her yere dezenfektan püskürtülüyor. Ayrıca trajikomik bir olay yaşandı. Başkan Trump’ın virüse karşı dezenfektan içilmesinden bahsettiğini duyanlar, bunu deneyerek hayatlarını kaybettiler.

Salgın devam ettikçe katı atık sorunu da artıyor. İnsanlar kullanılmış maske ve eldivenleri etrafa fırlatıyor. Sağlık çalışanlarının sık sık değiştirmek zorunda kaldıkları kıyafetlerin yok edilmesi veya temizlenmesi büyük bir soruna dönüşüyor. Hastanelerin tıbbi atık miktarlarındaki artışın çevre kirliliği yaratması kaçınılmaz.

Sevgili Greta,

Bugünlerde pek çok ülkede eğitime başlama hazırlıkları yapılıyor. Senin şimdi Almanya’da okul grevi (Skolstrejk för Klimatet) çağrısını yenilediğini biliyorum. Ancak ne yazık ki öğrencilerin güvenliği nedeniyle pek çok okulda sadece uzaktan eğitim yapılacak. Bu durumda okul grevinin çok etkili olmayabileceğini düşünüyorum. O nedenle bu dönem için farklı seçenekleri değerlendirmeni öneririm.

Bildiğin gibi, her ürünün üretimi, paketlenmesi ve taşınması, enerji ve su tüketimiyle birlikte karbondioksit salınımına neden oluyor. Ancak, çoğu tüketici bu bilgilere sahip olmadığı için ürün seçeneklerini kıyaslayamıyoruz. Artık bir hamburger veya bir paket çikolata için kaç ton su tüketildiğini etiketinde belirtmelerini talep etmeliyiz. Doğru bilgi içermeyen ürünleri kullanmamalıyız.

Özetle, önerim şu: Ürün paketleri üzerinde, aşağıdaki şekilde su tüketim ve karbondioksit salınım bilgilerinin yazılmasını talep eden bir kampanya başlatalım. Et, çikolata, kahve, muz veya domates alırken, çevreye etkisini bilelim. Bilinçli birer tüketici olarak, doğru kararlar verelim.

Ne dersin?

Gençlerin daha güzel bir dünyada yaşaması dileğiyle.

Sağlıcakla kal Greta.

Yazar: Prof. Dr. Talat Çiftçi

Bizden Haberler

EPİSTEM GÖNÜLLÜLERİMİZİ TANIYALIM: GONCA BAYRAKTAR

09/16/2020
1. Şu an bulunduğun yere gelene kadar gittiğin okullardan, aldığın eğitimden bahseder misin? Ne gibi bilimsel çalışmalar yaptın? Lisansımı İstanbul Teknik Üniversitesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nde bitirdim. Lisansımın 3. yılını 2 dönem boyunca Heidelberg Üniversitesi’nde Erasmus Değişim Programı öğrencisi olarak okudum. Akabinde üç aşamalı bir mülakat sisteminden geçip Tübingen Üniversitesi’ne bağlı Hücresel ve Moleküler […]

Greta Thunberg’e Türkiye’den Bir Öneri

09/03/2020
Prof. Dr. Talat Çiftçi tarafından yazılan bu yazı, Bloomberg Businessweek Türkiye’de 30 Ağustos 2020’de yayımlanmış olup dergiden alınan izinle epiSTEM’de paylaşılmıştır. Kendilerine teşekkür ederiz. Merhaba Greta, İstanbul’dan sana sevgi ve selamlar. Son dönemde yaşanan trajikomik olaylar bana seni hatırlattığı için bu mektubu yazıyorum. Çevre konusunda faydalı olacağını düşündüğüm bir önerimi de seninle paylaşmak istiyorum. İsmini […]

Cerrahi Robotların Ameliyathanelerdeki Yeri: Ameliyatları Robotlar Mı Yönetiyor?

08/19/2020
İnsanların hayatta kalabilmek için hastalıklarla savaşma zorunluluğu, teknolojinin hızla ilerlemesini sağlayan etkenlerden biri olmuştur hep. Özellikle ameliyathaneler hem geçmişte hem de günümüzde yeni teknolojilerin sıklıkla denendiği yerler olmuşlardır. Bu yönden bakılınca, robotların bu resme dahil olması neredeyse kaçınılmazdı denebilir. Ameliyatta kullanılan ilk robot örneklerinden biri, beyin biyopsisi almak için 1985 yılında kullanılan endüstriyel tarzda bir […]

Dünya Emzirme Haftası

08/02/2020
Her yıl 1-7 Ağustos tarihleri arası bebekleri anne sütüyle beslemenin yaygınlaşması için dünyada emzirme haftası olarak kutlanmaktadır. Emzirme hem anne hem de bebek sağlığı için kritik öneme sahip olduğu için Birleşmiş Milletler 2030 yılı sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin de ana odak noktalarından biridir [1]. Anne sütü dinamik bir yapıya sahiptir. İçeriği gün içinde değişmekle birlikte, bebeğin […]

Mikrodalga Fırınların Yerini Radyo Dalgaları ile Çalışan Fırınlar Mı Alıyor?

07/12/2020
Mikrodalga fırınlar, gıdaların ısıtılması, eritilmesi, pişirilmesi, kurutulması ve hatta pastörizasyon* veya sterilizasyon** seviyelerinde mikroorganizmalardan arındırılması için uzuncadır kullanılmaktadır. Radyo dalgalarının da benzer amaçlarla kullanılabileceği bilinmektedir. Ancak, hiçbirimizin evinde radyo dalgaları ile çalışan bir fırın (kısaca, radyo frekanslı fırın) henüz mevcut değil. Goji adlı bir şirketin internet sitesinde yakın zamanda  duyurduğu bir habere göre, ev-tipi radyo […]

GÜNCEL YORUMLAR