Kategori: Bilgisayar Bilimleri

Aralık 2019’dan bu yana Çin’in Wuhan kentinden dünyanın dört bir yanına yayılan yeni tip koronavirüs (SARS-CoV-2*, COVID-19** virüsü), bir küresel salgın (pandemi) halini aldı. Virüse karşı farklı ülkelerde ilaç ve aşı geliştirme çalışmaları çok hızlı bir şekilde devam ediyor. Aynı zamanda, ilk günlerden itibaren epidemiyoloji uzmanları çeşitli modellemelere dayanarak hükümetlere virüsün yayılma hızını (temel çoğalma sayısı, R₀ değeri) düşürebilecek önlemler öneriyorlar. Virüsün toplum içinde yayılma davranışına dair daha noktasal veriler elde edebilmek için ise, cep telefonlarının konum bilgisinden yararlanılmaya başlandı. İleri veri inceleme yöntemlerini kullanarak elde edilen bilgiler  birçok ülkede çok dikkat çekici ve başarılı uygulamalara imkan verdi. Özellikle Güney Kore, virüsün yayılmaya başladığı ilk günlerden itibaren en yoğun şekilde bu yöntemi kullandı [1,2]. Ancak, cep telefonu konum bilgisinin kullanımının tartışmalı yönleri de var. Bir sağlık sorunundan kurtulalım derken kişisel verilerin korunması ve veri mahremiyeti açısından  sakıncalı bir yöne doğru gidiyor olabiliriz. 

Güney Kore’nin konum bilgisi kullanımı tecrübesi

En basit haliyle, Güney Kore’de uygulanan yöntem şu şekilde: Cep telefonları belli aralıklarla konum bilgilerini kaydediyor. Eğer belli bir konumdaki kullanıcı, hastalık belirtileri gösterir ve COVID-19 virüsü testinde pozitif çıkarsa uyarı sistemi etkinleşiyor. Sağlık yetkilileri o kişinin konum bilgisinden yola çıkarak kullanıcının cep telefonuna belli bir yakınlıktan geçen diğer cep telefonu kullanıcılarına, enfeksiyon riskleri olduğunu ve ev izolasyonunda kalmalarını tavsiye ediyor.

Aslında, virüsü kontrol altında tutabilmek için etkili bir yöntem gibi görünse de, kişinin sağlık bilgilerine kimlerin erişebileceği, hangi verilerin depolanacağı gibi önemli soru işaretleri bulunuyor. Güney Kore’de kullanılan uygulama bu gibi sorunlara verilecek ilk örneklerden birini barındırıyor. Harita üzerinden “Şurada 60 yaşında pozitif tanı konulmuş bir hasta var.” şeklinde göstermek mümkün enfekte olmuş bir bireyi. Fakat, insanların toplum önünde küçük düşürülmesi, kınanması gibi tatsız sonuçlara yol açma riski de taşıyor böylesi ayrıntılı bir bilgilendirmenin yapılıyor olması. (Burada bir not düşmek gerek; her ne kadar farklı bir bağlamda gerçekleşmiş olsa da, ülkemizde 65 yaş üzeri vatandaşlarımız için sokağa çıkma yasakları uygulanmaya başlandığında bir takım toplumsal zorbalık örnekleri yaşandığına şahit olduk.)

ABD ve Avrupa ülkelerindeki veri gizliliği kanunları

Kişisel bilgilerin korunması kanunları olan özellikle AB üyesi ülkeler ve ABD’de, telekomünikasyon ya da teknoloji şirketlerinin kişisel bilgileri hangi koşullar altında, nasıl ve ne sürede kaydedebileceği ve bunları kullanabileceği kanunlarla belirlenmiş durumda. Özellikle, Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü (İng. General Data Protection Regulation, GDPR), uygulamaya girdiği 2018 yılından beri, işletme, kurum ya da kuruluşların, AB ülkelerinde yaşayanların kişisel bilgilerini ne şartlar altında depolayabileceklerini ve kullanabileceklerini düzenliyor. Dolayısıyla, bazı Asya ülkelerinde salgınla mücadelede etkili olan cep telefonu bilgilerinin, o ülkelerde uygulandığı haliyle AB ülkelerinde kullanılması pek mümkün değil.

Hassas ve gizli kişisel bilgilerin ortaya çıkıp yayılması, Güney Kore medyasında ve kamuoyunda da oldukça ses getirdi [1]. Fakat baskıcı yönetimler tarafından yönetilen yahut otoriteye itaat kültürünün kişisel özgürlüklere olan talepten daha kuvvetli olduğu birçok farklı ülkede bu yöntemlerin uygulanmasına karşı yaygın itirazlar yükselmiyor gibi duruyor.

Peki, çözüm ne?

Aslında, çözüm veri depolama ve işlemede kullanılan yöntemlerde yatıyor. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden Ramesh Raskar ve grubu, Safe Paths adında bir cep telefonu uygulaması geliştirdi [3]. Uygulama, kullanıcı bilgilerini merkezi bir otoriteyle paylaşmıyor. Kullanıcı kendi konum bilgisini başkalarıyla paylaşmadan sağlık otoriteleri tarafından pozitif teşhis edilen bir hastaya yaklaşıp yaklaşmamış olduğunu öğrenebiliyor. Böylelikle, isterse kendini evde izolasyona tabi tutuyor. Pozitif tanı konulması durumunda ise, bilgilerini sağlık otoriteleriyle paylaşıp paylaşmamayı tercih edebiliyor. Uygulama, kullanıcı bilgilerini depolarken ve virüs taşıyıcısı kişilere yaklaşma durumunu hesaplarken, konum (GPS ve Bluetooth) bilgisini şifrelenmiş bir şekilde ve kullanıcının telefonunda tutuyor.

Safe Paths’e benzer bir başka çalışma ise Avrupa’daki çeşitli araştırma kuruluşları ve üniversiteler tarafından oluşturulan PEPP-PT*** adlı bir konsorsiyum [4]. Salgınla mücadelede konum bilgisini, Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’ne uygun olarak kullanabilecek “gizlilik koruyan” yöntemler geliştiriyorlar. İki durum öngörülüyor: İlki, kullanıcının test olmadığı ya da negatif durum. Belirli bir süre içinde, kullanıcının yakın olduğu kişiler, kendi telefonunda şifrelenmiş bir şekilde muhafaza ediliyor. İkincisi ise, kullanıcıya pozitif tanı konulduğu durum. Sağlık otoriteleri geçmişe dönük konum bilgisini talep ediyor, kullanıcı bir doğrulama kodu (TAN) kullanarak bu talebin kötü amaçlı bir yazılım tarafından yapılmadığını doğruluyor. Eğer onaylarsa, sağlık otoriteleri görmeden, PEPP-PT sistemi o kişiyle yakın mesafede bulunmuş kullanıcılara uyarı gönderiyor.

Şekil 1. Cep telefonu konum bilgisinden elde edilen veri.
(a) İki kullanıcının ev, iş ve diğer konumlarda geçirdiği zamanı gösteren işlenmemiş veri, (b) Kaynak-hedef iki bölge arasında yolculuk yapan insan sayısını gösteren matris, (c) Farklı yaş grupları arasında temas matrisi, (d) İki kullanıcının ev, iş ve diğer alanlarda geçirdiği zaman oranları [5]. (CC BY-NC lisansı ile).

Aynı sorunun çözümüne yönelik araştırma yöntemleri de yayınlanmaya başladı. Örneğin, Nuria Oliver ve arkadaşları tarafından Science Advances dergisinde yayınlanan bir makale cep telefonu konum bilgisinin aslında kişisel bilgileri paylaşmadan da salgını önlemede kullanılabileceğini açıkça gösteriyor. Sunulan modelde, kullanıcıların bir gün boyunca bulundukları konumlar kişilerin açık kimlikleri paylaşılmadan işlenebiliyor. Örneğin, konumların hücreler şeklinde modellenmesi sayesinde, bu konumlar arasında yolculuk yapan insan sayısı, yaş grupları arasındaki temas ya da kullanıcıların vakitlerini geçirdiği yerlerin istatistiği tutulabiliyor (şekle bakınız). Şüphesiz bu tür bilgiler, resmî makamların daha doğru kararlar vermesini sağlayacaktır. Benzer şekilde, epidemiyoloji uzmanları şehirlerde ve ülkelerdeki insan hareketliliğini, bu gibi bilgileri de modellerine katarak daha gerçekçi hale getirebilirler.

Özellikle, Çin’deki sert önlemler sonrasında, uluslararası basında, otoriter rejimlerin salgınlarla mücadelede daha etkili olduğu gibi bir izlenim yerleşmiş olsa da, meselenin kısa ve uzun vadeli yansımaları dikkatten kaçmamalı. Çünkü, halk sağlığının sürdürülebilirliğinin yurttaşların kamu kurumlarına güven duymasına ve kurumların şeffaflığına da bağlı olduğunu söylemek yersiz olmayacaktır. Kişisel veri gizliliğinin önemli olduğu ve kanunlarla korunduğu demokratik ülkeler, kişisel verileri, salgınla mücadele etmek için hangi koşullarda depolayıp işleyeceği konusunda şeffaf davranıp bu güveni sağlayabilir. İşte bu noktada, söz konusu ihtiyaçlara göre veri bilimindeki yeniliklerin kullanılması belirleyici olacak gibi duruyor.  Kriptoloji, merkezî olmayan (çok parçalı) sistemlerde (örn. akıllı telefonlar) veri depolanması ve gizliliği koruyan veri işleme yöntemleri, şu an için öne çıkan yenilikler arasında. Gerek COVID-19 gerekse gelecekte dünyayı bekleyen diğer salgınlarla mücadelede cep telefonu konumu bilgileri kullanılırken bu gibi yöntemlerin kullanılmasını talep etmek ise bizlere düşüyor.

* SARS-CoV-2: İng. Severe Acute Respiratory Syndrome-Coronavirus-2, Ağır Akut Solunum Yetmezliği Koronavirüsü-2

** COVID-19: Ing. Corona Virus Disease 2019, Koronavirüs Hastalığı 2019

*** PEPP-PT: Ing.Pan-European Privacy-Preserving Proximity Tracing, Pan Avrupa Gizlilik-Koruyan Yakınlık İzleme.

Yazar: Ömer Sümer

Editörler: Güney Akbalık, H. Enis Karahan

Not: Bu konuda daha detaylı bilgi edinmek isterseniz, Sarkaç’taki şu yazıya da göz atabilirsiniz: Albert Ali Salah, Cep telefonları ve büyük veri COVID-19’a karşı, https://sarkac.org/2020/03/cep-telefonlari-ve-buyuk-veri-covid-19a-karsi/ 

Kaynakça

[1] Nemo Kim In, “More scary than coronavirus: South Korea's health alerts expose private lives,” The Guardian, March 6, 2020. www.theguardian.com/world/2020/mar/06/more-scary-than-coronavirus-south-koreas-health-alerts-expose-private-lives?CMP=share_btn_tw [Makaleye ulaşılan tarih: 19 Mayıs 2020].

[2] Max S. Kim, “South Korea is watching quarantined citizens with a smartphone app,” MIT Technology Review, March 6, 2020. www.technologyreview.com/2020/03/06/905459/coronavirus-south-korea-smartphone-app-quarantine [Makaleye ulaşılan tarih: 19 Mayıs 2020].

[3] https://safepaths.mit.edu/ ve https://covidsafepaths.org/ 

[4] https://www.pepp-pt.org/

[5] N. Oliver et al., “Mobile phone data for informing public health actions across the COVID-19 pandemic lifecycle,” Science Advances, 2020. DOI: 10.1126/sciadv.abc0764

Görsel kaynağı

https://stock.adobe.com/images/online-course-vector-illustration-internet-learning-in-tiny-person-concept/313526276?prev_url=detail

Bizden Haberler

Her yaşlının yoğurt yiyişi farklı: Yaşlandıkça gen ifadeleri bireyler arasında farklılaşıyor

12/04/2020
Yaşlanma, yani canlıların yaşı ilerledikçe hastalık ve ölüm riskinin artışı… Bu durum, hepimizin aşina olduğu, belki doğal ve kaçınılmaz saydığı bir olgu. Ancak yaşlanma süreci yine de şaşırtıcı derecede bilinmeyenlerle dolu! Örneğin, yaşlanmayan bazı bitki ve hayvan türleri var. Yaşlanan türlerinse evrimsel olarak neden yaşlandıklarını ve yaşlanmanın moleküler mekanizmalarını açıklamaya çalışan, günümüze dek ortaya atılmış […]

İnsanın Ayak İzleri

09/29/2020
Geçen gün internette okuduğum bir makalenin sonunda yazarın ilginç bir notunu gördüm. Makalenin her bir sayfasını okurken neden olduğum muhtemel karbondioksit salınım miktarını yazıyordu. Bu arada, internetin dünyada en çok enerji tüketen altıncı ülkeninkine eşit bir karbon izi bıraktığını da öğrenmiş oldum. Meraklıları için makalenin adresi parantezin içinde (https://www.bbc.com/future/article/20200131-why-and-how-does-future-planet-count-carbon).  İklim değişikliği konusuna ilgim nedeniyle okunan […]

EPİSTEM GÖNÜLLÜLERİMİZİ TANIYALIM: GONCA BAYRAKTAR

09/16/2020
1. Şu an bulunduğun yere gelene kadar gittiğin okullardan, aldığın eğitimden bahseder misin? Ne gibi bilimsel çalışmalar yaptın? Lisansımı İstanbul Teknik Üniversitesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nde bitirdim. Lisansımın 3. yılını 2 dönem boyunca Heidelberg Üniversitesi’nde Erasmus Değişim Programı öğrencisi olarak okudum. Akabinde üç aşamalı bir mülakat sisteminden geçip Tübingen Üniversitesi’ne bağlı Hücresel ve Moleküler […]

Greta Thunberg’e Türkiye’den Bir Öneri

09/03/2020
Prof. Dr. Talat Çiftçi tarafından yazılan bu yazı, Bloomberg Businessweek Türkiye’de 30 Ağustos 2020’de yayımlanmış olup dergiden alınan izinle epiSTEM’de paylaşılmıştır. Kendilerine teşekkür ederiz. Merhaba Greta, İstanbul’dan sana sevgi ve selamlar. Son dönemde yaşanan trajikomik olaylar bana seni hatırlattığı için bu mektubu yazıyorum. Çevre konusunda faydalı olacağını düşündüğüm bir önerimi de seninle paylaşmak istiyorum. İsmini […]

Cerrahi Robotların Ameliyathanelerdeki Yeri: Ameliyatları Robotlar Mı Yönetiyor?

08/19/2020
İnsanların hayatta kalabilmek için hastalıklarla savaşma zorunluluğu, teknolojinin hızla ilerlemesini sağlayan etkenlerden biri olmuştur hep. Özellikle ameliyathaneler hem geçmişte hem de günümüzde yeni teknolojilerin sıklıkla denendiği yerler olmuşlardır. Bu yönden bakılınca, robotların bu resme dahil olması neredeyse kaçınılmazdı denebilir. Ameliyatta kullanılan ilk robot örneklerinden biri, beyin biyopsisi almak için 1985 yılında kullanılan endüstriyel tarzda bir […]

GÜNCEL YORUMLAR