Her insan uyku sırasında her biri 5-15 dakika süren beş adet evreyi döngüsel olarak yaşar: 1, 2, 3, 4, ve REM (ing. “Rapid Eye Movements”, hızlı göz hareketleri) uykusu. Her bir döngü 90-110 dakika sürer. Bir gece uykusundaki ilk döngülerde, uykuya dalma ve derin uykuyu içeren ilk evreler daha uzundur. Sabaha doğru ise REM uykusu süresi git gide artar. REM uykusu, aynı zamanda rüya gördüğümüz evredir ve bu evrede beyin dalgalarımız uyanık olduğumuz zamana benzer özellikler taşır.

Normalde rüya görürken rüya gördüğümüzün farkında olmayız, hatta uyandığımızda rüya gördüğümüzü farketmediğimiz zamanlar bile bulunur. Fakat, nadir zamanlarda fevkalade istisnalar yaşarız; bilincimiz rüya gördüğümüzü farkedecek şekilde açılır. Bilinçli rüyalar (ing. “lucid dreaming”) diye tanımlayabileceğimiz bu rüyalar sırasında insanlar uyanıkken tecrübe ettikleri şeyleri hatırlayabilir ve berrak bir şekilde düşünüp bilinçli kararlar verebilir.

Bilinçli rüyalara normalde çok nadir rastlanır. İnsanların çoğu hayatlarında en az bir kez bilinçli rüyalar gördüklerini söyleseler de, bu olguyu yalnızca %20’miz ayda bir ya da daha sık yaşıyor. Sık sık bilinçli rüyalar gören ve kendi rüyalarını keşfe çıkabilen insanlara verilen özel bir ad bile vardır: (ing.) oneironaut. Peki kendimizi bu konuda eğiterek oneironaut olmak mümkün mü?

İsteyerek bilinçli rüya görebilir miyiz?

Bilinçli rüyaları biraz eğitim ve deneyimle isteyerek görebilmek mümkündür ve bunun için pek çok metot geliştirilmiştir. Bilinçli rüyalar iki şekilde nüksedebilir. Birinci türde, uyku sırasında yaşadığımız garip ya da gerçek dışı bir olayı değerlendirerek rüyada olduğumuz sonucunu çıkarır, rüyamıza bilinçli olarak devam ederiz. İkinci türde ise, bir rüyadan uyanıp, kısa süre sonra uykuya rüya görmeye devam etme niyetiyle tekrar dalarız, ve bu şekilde uyanıklıktan rüyaya doğrudan ve bilinçli olarak geçmiş oluruz.

İlk türdeki bilinçli rüyalar daha yaygın olsa da (%72), bilinçsiz ve rastgele gördüğümüz bir rüya sırasında bilinçlenmek zor olabilir, ama bunun için egzersizler mevcuttur. Rüyalarda aldığımız görsel veriler genellikle çarpıktır. Örneğin, dijital bir saate ardı ardına iki kez baktığımızda genellikle aynı saati göstermez. Benzer şekilde, herhangi bir odada bulduğumuz lamba açıp kapama düğmesi, beklediğimiz gibi çalışmayabilir. El ayalarımıza dikkatlice baktığımızda gördüğümüz şekiller gerçekteki gibi değildir. Bu gibi bilgiler doğrultusunda oluşturulan teoriye göre, eğer günlük hayatımızda kendimizi sık sık saate bakmaya, ışık açıp kapamaya, ya da el ayamızı ezberlemeye odaklarsak, rüyada da aynı şekilde davranma olasılığımız artacak, rüyadan aldığımız gerçek dışı tepki bizi rüyada olduğumuza ikna edecektir.

İkinci yöntem, yani rüyalara bilinçli olarak girmek daha nadir gözlemlenir (%28). Bu yöntem ilkine göre daha başarılı sonuçlar doğurur, fakat bu yöndeki egzersizler kişiye bağlı olarak zorluk gösterebilir. Uyanıklıktan uykuya geçiş sürecinde çoğumuz uyur-uyanıklık diye tanımladığımız bir hissiyat yaşarız. Bu safhada vücudumuz rahatlar, gözlerimizin önünde loş ve oynak ışıklar görürüz, ve sanki su yüzeyinde yüzüyormuş gibi özgür bir hissiyat yaşarız. Bu sırada beynimiz vücudumuzla ilişiğini keser ve uyku (ve rüya) sırasında dış dünyayı hissetmemizi, hareket etmemizi veya bağırmamızı engelleyerek bizi koruyan, “uyku felci” dediğimiz evre başlar. Bize sanki vücudumuza hapsolduğumuzu ya da vücudumuzun dışına çıkıp kendimizi dışarıdan gördüğümüzü zannettiren karabasanların, genelde uyku felci sırasında beynimizin uyanması ama vücudumuzun aktive olamaması gibi bir hata sonucu meydana geldiği düşünülmektedir.

Uyanıklıktan rüyaya doğrudan geçerek bilinçli rüya görebilmek için metot, bu geçiş evreleri sırasında ne yaşadığımızın farkında olmak, ve bu sırada zihnimizi uyanık tutmaktır. Bunu bir nevi meditasyon olarak düşünmek mümkündür; yüksek bir odaklanma tecrübesi ve yeteneği gerektirir. Bu bilinci sağlayarak uyku felcine girdikten sonra, rüya gören kişi gözünün önüne bir rüya sahnesi getirerek yavaşça ve dikkatlice kendini rüyaya bırakır. Bilinçlice ve isteyerek girilen bu rüya, kişinin kontrolü altında olacaktır.

Peki rüyalarını hatırlamakta bile zorluk çeken zavallı insanlar ne yapacak? Kendimizi rüyalarımızı hatırlamak konusunda eğitmemiz de mümkün. Genel olarak, bir rüyadan kalktığımız ilk beş dakikada, rüyanın %95’ini unutmuş oluyoruz. Bunu engellemek için uzmanlar, bir rüyadan uyandıktan sonra bir süre boyunca hiç hareket etmeden rüyayı tekrar tekrar kafamızdan geçirmeyi öneriyor. Hareket ettiğimiz anda, beynimizle vücudumuz arasındaki bağın tekrar kurulması dolayısıyla, rüyayla ilişiğimizin kesildiği düşünülüyor. Rüya hafızamızı geliştirmek için en önemli öneri ise, kendimize bir rüya günlüğü edinmek. Kalktığımız anda baştan sona yazacağımız rüyalar, bize rüyalarımızda sık sık karşımıza çıkan örüntüler ve baskın hisler hakkında bilgi vereceği için, kendi rüyalarımızla ilişkimiz bir nevi perçinlenmiş oluyor. Ayrıca, rüyalarımızda sık sık tekrar eden olayları bilmemiz, rüya içindeki farkındalık olasılığımızı da arttırıyor.

Ben, kendi rüya günlüğü denemem sonucu düzenli olarak bilinçli rüya görmeyi başaramamış olsam da, her sabah akıcı halde birbirini takip eden en az 3 rüya hatırlayabilmeye başlamıştım.

Bilinçli rüyaları psikolojik terapi olarak kullanmak da mümkün. Tanıdığım bir bilinçli rüya fanatiği arkadaşım, seneler boyunca Adolf Hitler’in başrolü “oynadığı” tekrarlı bir kabus görmüş. Bu kabusta Hitler onu ordusuyla beraber takip ettikten sonra, bir köprü altında yakalayıp öldürüyormuş. Bilinçli rüyalara ilgisinin bir sebebi de aslında bu kabustan kurtulma isteğiymiş. Sonunda kabusu sırasında bilinçlenebilip köprü altında Hitler’e onu affettiğini söylediği anda, Hitler ona büyük bir huşu içerisinde sarılıp, bir meleğe dönüşmüş. Bir daha da bu kabusu görmemiş.

Bu absürt örnek bir yana, rüyada bilinç kazanmak sayesinde, rüya günlüğümüzde farkettiğimiz psikolojik kaygılardan oluşan rüya örüntüleriyle yüzleşebiliriz, ve nedensellik ve sembolleri analiz ederek aslında kendimizi çok daha iyi tanıyabiliriz.

Buraya kadar yazdığım kısım size muhtemelen öznel, gelişigüzel ve deneyimsel görünüyor. Peki uyku bilimciler bilinçli rüyaları nasıl araştırıyor? Bu rüyaların gerçekten bilimsel bir yanı var mı? Aşağıdaki bölümde, bilinçli rüyaların bilimsel olarak anlaşılmasına önayak olan bilim insanlarından Stephen LaBerge’in 1990 yılında Sleep and Cognition (Uyku ve Biliş) dergisinde yayımlanan “Lucid dreaming: Psychophysiological studies of consciousness during REM sleep” (Bilinçli rüyalar: REM uykusu sırasında yaşanan bilinç üzerine psikofizyolojik araştırmalar) derleme makalesini özetlemeye çalıştım.

Bilinçli rüyalar: REM uykusu sırasında yaşanan bilinç üzerine psikofizyolojik araştırmalar

Her ne kadar insanların çoğu hayatının bir bölümünde bilinçli rüya görmüş olsa da, bilinçli rüyalara bilimsel kanıtların olmadığı yıllarda bazı teorik bilimciler bu olgunun imkansız, hatta absürt olduğunda karar kılmışlardır. REM uykusu sırasında geçici uyarılmalar çok yaygın olduğu için, bilinçli rüyaların fizyolojik kökeninin aslında kısa bir süre boyunca uyanıp hayal kurmamız olduğu düşünülmüştür.

Bilinçli rüyaların REM uykusu sırasında yaşandığı konusundaki bilimsel kanıtlar, 1970’lerde ortaya çıkmaya başlamıştı. Fakat bilinçli rüyaların fizyolojik olarak kanıtlanmasının tek yolu, deneğin rüya farkındalığı yaşıyor olduğu esnada araştırmacıya bir çeşit davranışsal yanıt sinyali yollamasıydı.

Bilinçli rüya görmekle ilgili bir eğitimden sonra 5 denek, bilinçli rüya esnasında göz hareketleri ve yumruk sıkmak gibi çeşitli psikofizyolojik sinyalleri ölçerek grafiksel bi çıktı veren yalan makinesine benzer bir cihaza tabi tutulmuştur. Bu sayede 5 kişi üzerinde gözlenen toplamda 35 adet bilinçli rüyanın 32’sinin REM uykusu sırasında gerçekleştiği saptanmıştır. Bu gözlem başka uyku laboratuvarlarında da kanıtlanmıştır.

Bilinçli rüyaların REM uykusu sırasında gerçekleşmesi, farklı sorulara daha yol açmıştır. Bilinçli rüya görenlerin uyuyor olduğu varsayımını nasıl yapıyoruz? Belki bu denekler gerçekten rüya görmüyor, belki de gerçekten uyumuyorlar. Bize sinyal gönderdiklerinde uyuyor olduklarını nasıl anlıyoruz? Eğer uyanık olmamıza dair kriterimiz dış dünya algılarımızın varlığıysa, uyuyor olduklarını söyleyebiliriz, çünkü denekler laboratuvarda olduklarını bilmelerine rağmen, bu bilinçleri algıya değil, hafızaya dayalı. Uyandıklarında, bize sinyal yollarken tamamen rüya dünyalarında olduklarını ve dış dünyayı hissedemediklerini söylüyorlar.

Bilinçli rüyacıların dış dünyayı algılamamaları, belki de aslında yalnızca dış dünyayla ilgilenmiyor olmalarından; belki de uyumuyorlar, hayal kurarken ya da bir roman okurken olduğu gibi yalnızca fantazi dünyalarına odaklanıyorlar. Gerçeğin böyle olmadığı da deneylerle kanıtlanmış. Denekler bilinçli rüya görürken üzerlerindeki yorganı hissetmeye veya başuçlarında olduğunu bildikleri saatin sesini dinlemeye çalıştıklarında, rüyalarında olup bitenden başka bir şey duyamıyor, hissedemiyorlar. Başka bir deyişle, bilinçli rüya görenler dış dünyadan gelen duyusal sinyallere kapalı oldukları hakkında bilinç sahibidirler. Bu yüzden, gözlemlerinden çıkardıkları sonuç, uyuyor oldukları. Deneklerin çıkardıkları bu bireysel sonuç, deneycilerin ölçümlerinden çıkardıkları sonuçlarla aynı.

Bilinçli rüyaların fizyolojik karakteristikleri

Bilinçli rüya ölçümlerinde, buna yatkın olup laboratuvarda eğitilen deneklerden, rüya farkındalığı başladığında deneycilere bir(çok) sinyal yollamaları istenir. Gözlerini sağa sola oynatmak, sayı saymak, şarkı söylemek, elini yumruk yapmak deneklerden istenen sinyallere örnek olarak verilebilir. REM uykusunun en baskın karakteristiği, ona ismini veren hızlı göz hareketleri gibi düzensiz ve kısa süreli kas seğirmeleridir. Bilinçli rüya sırasında yapılan diğer fizyolojik ölçümlerden bazıları yumruk/el hareketleri, kalp atış hızı, solunum hızı, çene kaslarının tonusudur. Deneklerin bilinçli olarak verdiği sinyaller toplanan bu fizyolojik verilerle karşılaştırılarak bilimsel bir sonuca varılır. Bilinçli rüya gören deneklerde bu fizyolojik sinyallerin arttığı görülür. Örneğin, normal REM uykusunda göz hareketlerinin sıklığı zamanla artarak 5-7 dakika içinde tepe noktasına ulaşır. Rüya sırasında kişinin farkındalık yaşama olasılığı da buna paralellik gösterir. Bilinçli rüya çoğunlukla REM uykusunun ikinci yarısında yaşanır.

Peki bilinçli rüyalar sırasında beynimiz ne kadar aktif? Bilinçli rüya sırasında deneklere verilen şarkı söyleme ve sayı sayma ödevleri, beynin hem sol hem sağ lobunun rüya sırasında fonksiyonel olduğunu kanıtlamıştır. Şarkı söylerken sağ lobun, sayı sayarken ise sol lobun daha aktif olduğu görülmüştür. Zaten, deneklerin rüyadan önce telkin edilmiş sinyalleri (örn. göz oynatma) rüyaya girdikten sonra vermeyi hatırlayabilmeleri bile, aktif bir bilince delalettir. Fakat bu bilince yalnızca uyku döngüsünün REM evresi sırasında erişilebilmektedir.

REM uykusu sırasındaki psikofizyolojik ilişkiler

Psikologların mental imgeleme, halüsinasyonlar, rüyalar ve bilinçsel işlemler gibi olayları titiz bilimsel metotlar kullanarak açıklamaya çalışmasındaki en büyük sorun, bu kişiye özel olayların deneklerin beyninde meydana gelmesi, dolayısıyla bu olaylara erişimin yalnızca deneğin öznel bildirimiyle mümkün olabilmesidir. Ne yazık ki, bu öznel bildirimleri nesnel olarak doğrulamak çok zordur ve iç gözlemlerin doğrudan yapılan dış gözlemler gibi yansız olması mümkün değildir. Böyle öznel bildirimlerin güvenilirliğini arttırmak için iki deneysel strateji vardır. Birincisi, geri bildirim konusunda yetenekli ve deney (bilinçli rüya görmek) konusunda eğitimli denekler kullanmak, ikincisi, deneyi psikofizyolojik bir yaklaşımla yapmak. Başka bir deyişle, öznel bildirimleri denekten alınan fizyolojik verilerle doğrulamak.

Psikofizyolojik araştırmalar rüya bilimini her ne kadar ileriye götürmüş olsa da, herhangi bir deneğin hem rüya görmesi, hem de rüya sırasında farkındalık yaşamasını gerektirdiği için örnek sayısı ve verim çok düşük kalmıştır. Uyku öncesi telkin teknikleri şimdiye kadar rüya dokusunu belirlemekte pek işe yaramamıştır, ve bilinçli rüyalar konusunda veri almak hala umuda dayalıdır. Yine de, bu metot, sonuç alınabildiği takdirde çok kullanışlıdır.

Örneğin, rüya saatiyle gerçek saat arasında bir fark olup olmadığı bu şekilde araştırılmıştır. Bilinçli rüya gören deneklerden, 10 saniyenin ne kadar sürdüğünü kestirmeleri için 1’den 10’a kadar saymaları istenmiştir. Saymaya başlarken ve saymaları bittiğinde araştırmacıya önceden belirlenen sinyaller göndermişlerdir (gözü sola-sağa oynatma). Yapılan her deneyde, deneklerin saydığı 10 saniye, gerçekte geçen 10 saniyeye çok yakın bulunmuştur. Fakat bu tabii ki bazı durumlarda rüya sırasında zamanın bükülmediği anlamına gelmiyor.

İlginç şekilde, deneylere göre rüya sırasında baktığımız yönle dışarıdan gözlenen göz hareketlerimiz de örtüşmektedir. Ayrıca, bilinçli rüya sırasında hızlı hızlı nefes almaya ya da nefeslerini tutmaya odaklanan deneklerin, gerçekte de aynı şekilde davrandığı gözlenmiştir.

Bilinçli rüya sırasında istemli kas kontrolü de mümkündür. Deneklere rüyada sol veya sağ yumruklarını sıkmaları söylendiğinde, ön kolları beklenen şekilde seğirmiştir. Fakat, bu kas hareketleri seğirme düzeyinde kaldığı için, deneklerin kollarını gerçekte ve rüya sırasında ne kadar oynattıkları birbiriyle orantısızdır. REM uykusu sırasında göz hareketleri ve nefes alış verişi dışındaki tüm iskelet kası hareketleri büyük ölçüde engellendiği için, dışarıdan gözlenen hareketlerimizin her halükarda çelimsiz olması beklenebilir. Yine de, deneklerin gösterdikleri fiziksel yanıtlar, rüyanın kendisinde yaşanan hareket biçimini doğrulukla yansıtmaktadır.

Verilerin uyku ve bilinç araştırmalarına etkisi

Bilinçli rüya fikrine bilinç gelişimi perspektifinden bakmak bize konuyu anlamakta yardımcı olabilir. Bir psikolojik teoriye göre, çocuklar beyin gelişimi süresince rüyaları algılama konusunda üç evreden geçer. İlk evrede, rüyalar dış dünya deneyimleriyle aynı düzeyde algılanır. İkinci evrede, çocuklar rüyalara aynı anda dışsal ve içselmiş gibi yaklaşırlar. Bu geçiş evresinden sonra üçüncü evrede çocuklar rüyaların tamamen iç dünyasal ve zihinsel bir deneyim olduğunu fark ederler, ve bunu yetişkinlikte de sürdürürler.

Bu gelişimsel evreler, çocukların rüyaları uyanıkken nasıl değerlendirdikleriyle ilgilidir. Rüya sırasında çocuklar da yetişkinler de genelde birinci evrede kalırlar; rüyada gerçekleşen olayların gerçek olduğunu varsayarlar. Ruhun vücudu terk ettiği sanısı gibi vücut dışı deneyimler, ikinci evreye bir örnek olarak kabul edilebilir. Rüya dünyamızın fiziksel dünyadan farklı olduğunu farkettiğimiz tamamen bilinçli rüyalar ise üçüncü evrededir.

Peki bu üçüncü farkındalık evresi yetişkinler için neden normal bir yetenek değil? Bilincimizin bize özellikle çok yardımcı olabileceği kabus görme gibi durumlarda bilinçlenmek neden bu kadar nadir? Belki de bilinçli rüyalar bu minvalde dil öğrenme yeteneği gibi diğer bilişsel yeteneklerle karşılaştırılabilir. Her bir yetişkin en az bir dili anlayıp konuşabiliyor. Peki konuştukları dil onlara öğretilmeseydi insanların kaçı konuşabilirdi? Maalesef, çoğu kültürde insanlara nasıl rüya görecekleri öğretilmiyor.

LaBerge, bilinçli rüya görmenin öğrenebilen bir yetenek olduğunu, ve kendimizi teşvik ve ikna yoluyla rüya gördüğümüzü farketmek için birçok tekniğin varlığını kanıtlamıştır. REM uykusu sırasında dışarıdan gönderilen sinyallerin rüyaya girmesi halinde rüyada olduğumuzu farketmek mümkün. Bu sinyaller “Ben rüyadayım” diyen bir ses kaydı, ışık, dokunma hissi, koku hissi gibi çeşitli sinyaller olabilir. Şu ana kadar en başarılı olan sinyal, ışık sinyali.

Rüyalarda algıladığımız olaylar bir ilüzyon olsa da, olaylara verdiğimiz duygusal tepkiler gerçektir. Rüyada hissettiğimiz mutluluk ya da stresi gerçekten hissederiz. Rüyamızda düşündüğümüzde, gerçekten düşünürüz. Rüyada perşembenin çarşambadan önce geldiğini düşündüysek, yanlış düşünmüş olsak bile düşünmüşüz demektir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, rüyada beynimizin gönderdiği hareket ya da konuşma komutlarının gerçekleştirilmesini engelleyen şey REM uykusu sırasında var olan uyku felcidir. Fakat, hareketleri az da olsa gerçekleştirebildiğimize göre, beynin omuriliğimize gönderdiği hareket sinyalleri büyük ihtimalle uyku sırasındaki hareketlerimizi gerçek sanmamıza yardımcı olur.

Bu kavram, rüyalar, (hayali) imgeler ve gerçek algılar arasındaki fark üzerine de uygulanabilir. Hayaller ve gerçek algılar, gerçek algıların normalde imgelerden çok daha canlı ve inandırıcı olmasından dolayı ayırt edilebilir. Bir şeyin bize ne kadar gerçek göründüğü, ne kadar canlı ve inandırıcı olduğuna bağlıdır, ve tecrübe edilen canlılık da büyük ihtimalle beyindeki sinirsel aktivitenin bir fonksiyonudur. Bu şekilde, hayallerin sinirleri gerçek algılardan daha az aktive ettiğini varsayabiliriz, ve bu da imgelerin içlerinde gerçeklerden daha az deneyimsel gerçeklik taşıdığı sonucuna varmamızı sağlar.

Algısal olayların gerçeklik algısı konusunda hayallerimize galip gelmesine dair başka bir varsayım da, uyanıkken hafızamızın bize gösterdiği görüntülerin canlılığının, gerçek algılarımıza göre çok daha silik oluşu. Buna evrimsel yönden bakarsak, önümüzdeki gerçek görüntüleri hatıralarımızla karıştırıyor olsaydık, bulunduğumuz ortama uyum sağlayamazdık. Serotonerjik sinirler, normalde halüsinasyon görmemizi engelleyen bir sistem kurar. Fakat REM uykusunda bu sistem durdurulur, bu da rüyamızda algıladığımız görüntüleri, yani rüya halüsinasyonlarını, gerçek algılarımız kadar gerçek sanmamıza yol açar. REM uykusu sırasında dış etkenlere de olabildiğinde kapalı olduğumuzdan, rüyada algıladıklarımız gerçek algılarımızla yarış içerisine girmez.

Belki de bu yüzden rüyalarımızı gerçeklikle karıştırmaya çok meyilliyiz: Bir şeyi yapmayı hayal etmek ve gerçekten yapmak, deneyimsel dünyamızı oluşturan sinirsel aktivite sistemleri nezdinde aynı şey olabilir.

Hazırlayan: Bilge San
Düzenleyen: Aslıhan Karabacak

Kaynakça:

http://www.lucidity.com/ (çeşitli makaleler)

LaBerge, S. (1990). Lucid dreaming: Psychophysiological studies of consciousness during REM sleep. In R.R. Bootsen, J.F. Kihlstrom, & D.L. Schacter (Eds.), Sleep and Cognition. Washington, D.C.: APA Press (pp. 109-126).

https://www.world-of-lucid-dreaming.com (çeşitli makaleler)

Kapak fotoğrafı: Modern Afflatus, Fotoğrafçı: Ash