Aşı, hastalık yapma potansiyeli olan mikroorganizmayı hastalığa yakalanmadan önce bağışıklık sistemine tanıtmaktır. Bunun için hastalığa sebep olan virüs ya da bakterinin zayıflatılmış ya da öldürülmüş formu, veya onu temsil eden herhangi bir protein ya da toksin vücuda enjekte edilirek antikor üretimi sağlanır. Böylece bağışıklık sistemi hastalığın kendisiyle karşılaştığında önceden üretilmiş antikorlar sayesinde düşmanını (antijenleri) tanır ve hastalığa karşı direnç gösterir. Aşı sayesinde yıllar içerisinde birçok hastalık neredeyse unutuldugundan olsa gerek, bazı insanların ilgisi hastalık korkusundan aşıların risklerine yöneldi. Fakat günümüzde aşı karşıtlarının aşıya karşı durdukları sebepler yine bilimsel araştırmalar sayesinde çürütüldü. Peki bu efsaneler neydi ve nasıl çürütüldü:

1. Doğal bağışıklık, aşı ile kazanılmış bağışıklıktan daha iyi değil midir?
Bazı hastalıklara karşı hastalığı yaşayarak bağışıklık kazandığımız doğru, ancak bu ölümcül birçok hastalık için göze alınması lüks bir risk. Örneğin kızamık hastalığına karşı hastalığı geçirerek bağışıklık kazanabiliriz ama kızamık hastalığının 1/500 oranda ölüme neden olduğu düşünüldüğünde MMR (Kızamık-Kabakulak-Kızamıkçık) aşısı ile bağışıklık kazanmak çok daha avantajlıdır. Bugüne kadar MMR aşısına karşı gösterilen alerjik reaksiyon bir milyonda birden azdır.

2. Aşı otizme neden olur mu?
Bu iddia 1998 yılında Ingiliz bir doktor tarafından MMR aşısına karşı ortaya çıkarıldı, ancak yıllar sonra kendi ürettiği kızamık aşısı için yaptığı patent başvurusu ve aşı karşıtı dava açan avukatlara para verdiği ortaya çıkınca doktorluk lisansı elinden alındı. 2014 yılında yapılan iki ayrı çalışmada aşılanmış ve aşılanmamış çocukların eşit seviyede otizm oranına sahip oldukları ortaya çıkarıldı. Ve günümüzde birçok çocuğa daha MMR aşısı yapılmadan otizm teşhisi konabilmekte, dolayısıyla aşıdan kaynaklı otizm iddiaları erken teşhis ile geçerliliğini yitirdi.

3. Aşının içindeki bazı kimyasallar zararlı değil mi?
Bazı aşıların içinde thimerosal (civa içeren koruyucu madde) ve formaldehit gibi kimyasallar var evet, ancak bunlar Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) onayladığı oldukça düşük miktarda kullanılıyor. İlginç olarak, insan metabolizması aşı içerisindeki formaldehitin çok daha fazlasını üretiyor. 2001 itibariyle direkt bir risk gözlenmese de thimerosal artık, grip aşısı hariç, aşılarda kullanılmamaya başladı. Civanın aşılarda kullanılmayışı, civa otizme neden olur diyen aşı karşıtlarının iddialarını da çürüttü, çünkü 2001’den bu yana otizm oranı azalmadı.

4. Aşılar hastalığın mikrobunu taşıyorsa, önlemeye çalıştığı hastalıklara sebep olma şansı yok mu?
Aşılar mikrobun temelde etkisiz formu ile üretiliyor. Dolayısıyla örneğin aşıya karşı gösterdiğimiz ateş benzeri tepkiler genelde bağışıklık sisteminin hastalığa değil de aşının kendisine gösterdiği tepkiler oluyor. Bugüne kadar sadece OPV (oral çocuk felci) aşısının hastalığa sebep olabileği gözlenmiş, ve direkt olarak kaldırılmış, ve hatta bu vesileyle aşı üzerine düzenlemeler daha sıkılaştırılmış.

5. Bebeğin ilk iki yılda bu kadar aşı olması bağışıklık sistemine çok yüklenmeye sebep değil mi, neden daha geniş bir aralık tercih edilmiyor?
Bebekler ilk iki yılda toplamda 11 aşı olarak 14 hastalığa karşı korunuyorlar. Philedelphia Çocuk Hastanesi’nde yapılan çalışmaya göre sahip oldukları antikorlar göz önüne alındığında bu bebeklerin savunma mekanizmasının %0.1 civarını geçici olarak kullanmak anlamına geliyor. Bebeklerin her yeni gün yeni bir mikropla karşı karşıya geldiği düşünüldüğünde savunma sistemlerinin bizlerinkinden daha güçlü ve yenilenebilir olduğu açıktır. Bunların yanısıra aralığı artırmak demek, bebeklerin hastalığa yakalanma ihtimalini güçlendirmek demek.

CDC (Hastalık Kontrol ve Engelleme Merkezi) verileri kullanılarak hazırlanan grafikten (*) de anlaşılacağı üzere aşılar sayesinde birçok hastalık ortadan kalktı, herkesin düşmanını çok geç olmadan savunma mekanizmasına tanıtmasında hayati fayda var. Unutmayın ki sizin tanıtmayı geciktirmeniz henüz tanıtma zamanı gelmemiş birçok bebeği de hastalığa yakalanma riskine sokuyor. Unutacağımız nice mikroplara!

Çeviren -Derleyen : Gizem Karsli Uzunbas

Kaynaklar:

Lindzi Wessel, “Vaccine Myths”, Science (2017), 356 (6336), 368-372

“Understanding Vaccines”, http://www.publichealth.org/…/under…/vaccine-myths-debunked/

* http://science.sciencemag.org/content/356/6336/364.full
Görsel açıklaması: CDC (Hastalık Kontrol ve Engelleme Merkezi) verileri kullanılarak yapılmış. Baloncuklarin büyüklüğü raporlanmis hastalık sayısına orantılı olup turuncu balonlar aşılamanın ilk başladığı zamanı gösterir. Yıllar soldan sağa beş yıllık dilimlere ayrılmıştır.